İslam, Batı ve Çağdaş Durum - Doç. Dr. Sait Reçber - 26.04.2008

A. Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Sait Reçber, 26 Nisan 2008 tarihinde Araştırma Merkezimizin Konferans Salonunda "İslam, Batı ve Çağdaş Durum" konulu bir konferans verdi. Reçber, konferansında özetle şunları söyledi:


recber1Öncelikle "İslam", "Batı", "Çağdaşlaşma", "Batılılaşma" kavramları zihnimizde açıklık kazanmalıdır. Bugün gelinen nokta itibariye düşüncelerimiz, algılarımız hatta niyetlerimiz Batı'nın işgali altındadır. Eğitim sistemimiz dünya hayatının anlamını yukarılara taşımaktan çok, "dünya sistemine adaptasyon"dan ibaret bir hal almıştır. Bu durumda yapılması gereken öncelikle Batı Medeniyeti’nin teorik temellerinin incelenmesidir. Batı Medeniyeti’nin teorik temelleri, Antik Yunan düşüncesi, Yahudilik ve Hıristiyanlıktır.

Bugün itibariyle müslüman zihin donanımı müslümanlara yetmemektedir. Bu nedenle çıkış yolu tasarımları kadük kalmaktadır. Oysa kavramsal ve metafiziksel şemalar açısından İslam, batı’ya hitap edebilecek konumdadır. İslam düşüncesinin Yunan Felsefesi temelleri ve referansları güçlüdür.
İslam, temelde akla çağıran, argümentatif (kanıt getirici) bir dindir. Oysa Hıristiyanlık itikadındaki “teslis” ve “enkarnasyon” öğretileri akılla inşa edilemez. Bu nedenle Aydınlanma ile birlikte E. Kant'tan P. Tillich'e kadar düşünürler, Hıristiyan dînî öğretileri, reel gerçekliği olmayan yalnızca sembolik ahlakî ögeler içeren ütopik bir anlayışa ircâ etmişlerdir.
Aydınlanma ile birlikte Hıristiyanlar, dînî inanışlarına entelektüel bir temel bulamayınca, dini meşrulaştırma, iddiasızlaştırma ve hükümsüzleştirme noktasına varmışlardır.
“Batılılaşma” özünde aydınlanma demektir. İlk uğrağı deizm, ondan sonraki uğrağı ise ateizmdir. Dolayısıyla müslümanlar eliyle girişilecek aydınlanma süreci de İslam’ı zorunlu olarak bir dönüşüme zorlar ki; bu, çıkar yol değildir. Yine dinle seküler tarzda yüzleşme biçimi, İslam’a ait değerlerin içini boşaltmaya dönük bir çabadır.
Bugün, İslam’ın insanlığın önünde nihâî ve meşrû bir seçenek oluşu -maalesef- bizzat onun müntesipleri tarafından gizlenmektedir. Müslümanlar, İslâmî bir kimliğe sahip olacaklarsa, bu kimlik, “buharlaşmaması gereken unsurlar”dan mürekkep olmalıdır.